12:35 PM
Fikrimi değiştirdim. Eğer seni sildirmenin bir yolu varsa; beynimden,kalbimden, artık buna karşı değilim.

Lütfen git artık. Lütfen.

Lütfen git artık. Lütfen.
Aşk acısı ne ya? Bi kere aşk ne ki, inanmıyorum ben diyenlere anlatacağım bir hikayem var bugün. Sabah uyandım,normalde okula gitmem gerekiyorken dersi ekip evde kaldım. Ablamla birlikte ananemlere gidelim dedik. Ablam tutturdu topuklu ayakkabı giyiyorum sen kullan arabayı diye. Arabasını çocuğu gibi falan sevdiğinden şimdiye kadar 3 kere falan kullanmışlığım vardır ve benim arabamla onunki arasında dağlar kadar fark vardır. “senin arabanı kullanmaktan resmen korkuyorum kızım, bi şey olursa falan çok seviyosun diye tedirgin oluyorum, hem fren sistemi tamamen farklı benimkinden,istemiyorum” falan diyorum ama nafile,biniyoruz arabaya. Ananemlerin sokağında yer arıyoruz iki saat,tur atıp duruyoruz. Tam bi araba çıkıyor ama önümüzdeki sağolsun, iki arabalık koca yerin ortasına park edip gidiyor. Yan sokağa geçiyoruz, yer yok, sonra sokaklar arasında dolaşırken aniden solda beyza bir araba görüyorum, gerisi pek net değil. Çarpışıyoruz,biz sağa savrulup kaldırıma çıkıyoruz, alçak bahçe duvarına çarpıp durabiliyoruz sonunda. Bir şeyim yok, omzumu kapıya çarpıyorum sadece, ablam iyi ama sahne aksiyon filminden fırlamış gibi. Ailede en sakin, soğukkanlı araba kullanan insan diye bilinirken, çarpışma anında frene değil gaza basıyorum ben. Bi an gözlerim ayaklarıma gidiyor ve o an anlıyorum gaza bastığımı, anında frene basıp öyle durabilmişim zaten, sonradan anlıyorum. Diğer arabada pek bir şey yok, bizimkinin önü darmadağın. Sokakta insanlar toplanıyor, beni arabadan çıkarıyorlar, su veriyor birileri ama vücudumun her zerresi titriyor. Bacaklarım, ellerim, gözümün önünde zangır zangır titriyorlar,benden bir parça değilmişçesine.
Sonrası prosedürler vs. Hallediliyorlar bir şekilde. Kimseye bir şey olmuyor çok şükür ama ben o arabanın içine duvara doğru savrulurken ne annemi ne babamı ne de ölümü düşünüyorum. Aklımdaki tek şey sensin. Adın beynimde yankılanıyor sanki. İhtiyacım olan tek şey sensin, sesini duymak, seni görebilmek istiyorum. Numaran yok ki, arayamıyorum. Konuşmuyoruz ki, diyemiyorum gel, nolur bir kez göreyim seni sonra git. Bir yıldan fazladır konuşmuyoruz, aylardır görmüyorum seni. Ama haykırmak istiyorum ben “lütfen gel” diye. Ama yok işte. Yoksun. Gittin.
Aşk böyle bir şey. Ölümle burun buruna geldiğinde aklına gelen insanı arayamamak da aşkın acısı. Ama böyle anlatıldığı kadar kolay değil yaşamak,katlanabilmek.
Şimdi sevdiği insan yanında olanlar, gidip sarılın onlara. İmkanınız varken yapın bunu.
Sırf sen saçlarımın kısa halini çok sevdiğin için aylardır kuaför yolundan dönüyorum, saçlarımı yeniden kestirmiyorum. Senin sevdiğin gibi olmasınlar diye.
Ve sen, sırf saçlarının 3 numara halini çok seviyorum diye aylardır saçlarını uzatıyorsun.
Biz iki salak, aramızda onlarca kilometre, saçlarımızı uzatarak birbirimizden intikam almaya çalışıyoruz. Uzun saçlı fotoğraflarını görmek içimi o kadar acıtıyor ki, belki aynısı sana da olur diye kestirmiyorum ben bu saçları.
Aptalız. İkimiz de. Aptal olmasaydık birlikte olurduk. Kısa saçlı ve birlikte olurduk, aynı fotoğraf karesinde.
Çok özledim bir de. Ama konumuz bu değil. Aptalız işte, konumuz da, en büyük hatamız da bu.
Ne var biliyor musun aşık olmak istiyorum. Yeniden birini sevmek istiyorum. Ardında bıraktığın bu yarım yamalak aşka daha fazla bel bağlamak istemiyorum. Asla yanımda olmamana rağmen seni daima kalbimde bir yumruk, sırtımda koskoca bir ağırlık gibi taşımak zorunda kalmak istemiyorum artık, anlıyor musun. Yaşamak değil bu. Peki sevmek? Aşk? Hiç değil. Yarım kalmış hayallerin, eskimiş, yaşanamamış bir aşkın hamallığı bu benim yaptığım. “Başkasını da istemem, seni istiyorum ben” derken şimdiye dek, artık anlıyorum ki seni geri getirmek için istemek yeterli değil. Bir şeyleri düzeltmek için, yeniden “biz” olabilmek için çok geç.
Seninle tekrar karşılaşmak için neler vermezdim diyorum bak hala, yeniden gülümsemeni görmek, beni görünce mutlu olduğunu tekrar hissetmek için… Adın geçtiğinde suratïmda oluşan aptal gülümsemeyi istiyorum yeniden, ağlamak değil hakettiğim. Bu değiliz ki biz, değildik. Hiç olmamalıydık işte. İsmini duyunca kalbim sıkışmamalı, gözlerim dolmamalıydı üzùntüden. Biz seninle sahildeki o bankta daha bir çok kez denizi izlemeliydik. Ben bulutları sürekli bi şeylere benzetip sana göstermeye çalışırken birden orada öylece durup beni izlediğini fark etmeliydim yine. Yüzünde o kocaman gülümsemenle bana bakmalıydın sen. “Hiç de güzel değil, çok gereksiz yani, kıskanmıyorum da ayrıca ne alakası var” gibi şeyler sıralamalıydım yine gamzen için.
Uyandığımda senden gelen “günaydın” mesajıyla güne mutlu başlamalıydım ben, eskiden olduğu gibi. Bana aldığın o kocaman peluş eşeğe sarılıp uykuya dalmalıydım yine her gece. Ama cehennem gibi şimdi bütün bunları hatırlamak. Sıkışıp kaldım ben. Aşkınla gidişin arasındaki koca boşluğa düştüm ve aylardır çıkamıyorum. “Özlemek” kelimesi o kadar basit ki, anlatamaz sana susamışlığımı. Aşkından şüphe etmeye hiç alışık değilken şimdi “acaba o da özlüyor mu?” diye düşünmek berbat, acımasız. Yaşananların ikimizi, aramızdakileri, her şeyi değiştirdiğini bilmek… “biz” dediğim hikayeye asla geri alınamayacak bir son yazıldığının farkındayım. İsyanım buna zaten. Tam da buna.
Artık yapmamalıyım çünkü. Sonunu ezberlediğim bir hikayeyi daha fazla “belki bu kez değişir” umuduyla sürekli baştan okumaya devam etmemeliyim. Sevmenin, sevilmenin güzel olduğu günler yaşayabilmeliyim yeniden ya da en azından ümit etmeliyim artık. Daha fazla yaşayamam hayaletinle sevgilim, olmaz. Her köşe başını dönerken seni aramamalı artık gözlerim. Rüyamda seni bir başkasıyla gördüğüm için günlerce “olabilir mi?” diye içim içimi yememeli, uykularım kaçmamalı.
İsminle “unutmak” kelimesini yan yana koyarken bile bir şeyler saplanıyor kalbime sanki ama yok, biliyorum, bizim için farklı bir hikaye daha yok. Nasıl kahroluyorum biliyor musun? Farkında olmak mahvediyor beni. Gelip içimdeki her şeyi sana anlatmak, ağlayıp boynuna sarılmak ve her şeyin düzeleceğine inanmak istiyorum. Bu filmde böyle bir sahne yok, biliyorum. Öyleyse yeni yollar ve yeni hikayeler istemek yanlış mı? En azından istemeyi düşünmek? Çünkü biliyorum öyle kolay değil, “yeniden aşık olmak istiyorum” demekle uçup gitmeyeceksin sen aklımdan. Ama birgün gidecek misin peki? Bu acı azalacak mı? Bunun cevabına ihtiyacım var. Nefes almak kadar çok ihtiyacım var bu cevaba. Yapamam, seni sensiz yaşamaya, bu yükü peşimden sürüklemeye, buna “yaşamak ” demeye devam edemem.
İkimize mutlu bir son yazıyorum sevgilim. En mutlusundan, en çok hakettiğimiz türden bir son. Elimi hiç bırakmadığın, birbirimizi bir an olsun özleyecek kadar bile ayrı kalmadığïmız, hayallerimizdeki sonu yazıyorum. Hikayemize yalnızca benim bildiğim bir bölüm ekleyip, seni hep gülümsediğin zamanki gibi hatırlamak istiyorum. Ve bu hikayeyi artık son kez okuyup, geçmiş zamanda, ardımda bırakmayı umuyorum. Yeni bir hikayeye başlarken son kez “seni çok seviyorum”.
Hayır ben kaybettim ahmak, biz kaybettik. Birbirimizi, sonsuza kadar.